…
MİLLÎ EĞİTİMİMİZİN HÜZÜNLÜ GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ
Atatürk döneminden sonra (1923-1938) Türkiye Cumhuriyeti’nin yönü fiilen değişmiştir.
1. Dünya Savaşının getirdiği soğuk savaş dönemi ile birlikte, Türkiye yıllarca Sovyetlerden gelecek “Komünizm” tehdidi ve tehlikesi nedeniyle sosyal, siyasi ve ekonomik olarak Amerika’nın arka bahçesi haline getirilmiştir.
Dış politikada güvenlik açısından “Truman Doktrini” ve ekonomik yardım paketi içeren “Marşal Plânı”, tam bağımsızlık ilkesine vurulan en büyük darbe idi. Türkiye ABD’nin yörüngesine fiilen bu dönemde girdi.
ABD’den gelen sözde uzman heyetler öncelikle Türk eğitim sistemine el attılar.
Başlıklarını sıralamak gerekirse 1940’ta Türk tarihini başından (milat öncesinden) günümüze kadar ele alan ders kitapları müfredattan çıkarıldı. (*)
Gelişmemizin “Grek” medeniyet dairesine girmekle mümkün olacağı varsayımıyla, 1944’de millî eğitim müfredatında köklü değişikliklere gidildi. Yunanca dili bütün okullara ders kitabı olarak kondu. (*)
1946’dan itibaren Amerikancı eğitim politikaları millî eğitim sistemimize nüfuz etmeye ve yerleşmeye başladı. Bu tarihe kadar geleceğe umutla bakan bir eğitim sistemimiz vardı. Eğitim müfredatı akıla, bilime dayanan bir öğretim sistemini öngörüyordu.
Dışarıdan gelen heyetler, millî eğitim sistemimiz üzerine adeta çöreklenerek sistemi kendi istekleri doğrultusunda şekillendirmeye başladılar. Cumhuriyetin Millî Eğitim Bakanları, Hamdullah Suphi TANRIÖVER’lerin, Reşit GALİP’lerin, Hasan Ali YÜCEL’lerin yerleşik müfredatını bozdular. “Millî” olan ne varsa çıkardılar. Türk çocuklarının tarih şuuruna sekte vuracak düzenlemeler yaptılar ve Türk gençlerini Türk tarihinden uzaklaştırıcı uygulamalara yer verdiler. Millî eğitimimiz “millîliğini” kaybetmeye ilk olarak bu dönemde başladı.
Yine bu dönemde tamamen Türkiye’ye özgü özgün bir eğitim sistemi olarak 1940’larda geliştirilen ve bölgesel kalkınmayı, gelişmeyi hedefleyen “Köy Enstitüsü” eğitim projesi ve uygulaması, Amerikan finansal yardımı karşılığında ve “komünizm propagandası yapılıyor, ülkede dinsiz öğrenci yetiştiriliyor” gibi son derece basit ve akıl dışı gerekçelerle hata edilerek 1954’de kapatıldı.
Yabancı menşeli müfredat programı kısa zamanda hazırlandı. Bu adımlar ekonomi, yönetim, güvenlik gibi diğer alanları da kapsadı. Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” sözünü hafızalardan silecek ve Türk çocuğunun ecdadını daha fazla tanımasına engel olacak uygulamalar yapıldı.
Nesiller buna göre yetiştirildi. Türk gençleri tarih gibi zevkli bir dersten, adeta nefret eder duruma geldi. Yakın tarihimiz ihmal edildi. Kendi tarihini, medeniyetini, kültürünü, dilini, dinini, kimliğini bilmeyen, “dünya vatandaşları” yetiştirmeye başladık, (*) halen daha böyle devam ediyoruz.
Millî Eğitimimiz o günlerden bugünlere geldi.
Bugün de hiç de iç açıcı olmayan millî kültürümüze aykırı uygulamalara yer verilmesi gözlenebilen bir gerçektir.
Türk millî eğitim sistemi, son 20 yılda köklü yapısal reformlardan sınav sistemlerindeki isim değişikliklerine kadar yaklaşık 17-18 kez önemli değişikliğe uğradı. Bu süreçte sadece sistem değil, 9 farklı Millî Eğitim Bakanı da görev yaptı ve her dönemde yeni bir model ya da düzenleme hayata geçirildi. Bu durum, Türk eğitiminin emsalleri içerisinde geri kalmasına sebep oldu.
Bugün Türkiye’de eğitimin ancak %15’i nitelikli ve gelişmiş ülkeler seviyesindedir. Geri kalan % 85’i azgelişmiş ülkelerin eğitim düzeyinde, nitelik ve verimlilikten uzaktır. Aradaki fark çok büyüktür ve mutlaka kapatılması gerekir.
Eğitimdeki belli başlı zafiyet alanlarımızı sınav odaklılık ve ezbercilik, müfredatın güncellikten uzak olması, fırsat eşitsizliği, mesleki eğitimden uzaklaşmak ve sürekli değişen sistemler teşkil etmektedir.
Bunun sonu hiç olmaktır. Toplumdaki derin endişe ve kaygıların kaynağı buradadır. (*)
Bununla birlikte eğitim sistemimizdeki yozlaşma, cemaat ve tarikatların eğitim sistemi üzerindeki etkisi, diplomalı umutsuzlar kitlesi, insana yatırımda yetersizlikler, genç beyinlerin yabancı ülkelere göç sorunu gibi sorunlar, eğitimde reform zorunluluğuna ve çağdaş eğitim sistemine ihtiyacı artırmıştır.
Türk Kurtuluş Savaşını romansı bir dille anlatan, “Şu Çılgın Türkler” adlı belgesel-romanı en çok satanlar listesinde yerini alan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödül sahibi merhum Turgut ÖZAKMAN, anılan kitabın önsözünde şunları söylüyor:
“Gençlerimize uzun zamandır millî mücadeleyi gerektiği gibi anlatamıyoruz. Bu yüzden şimdiki birçok orta yaşlılar da millî mücadeleyi iyi bilmiyor. Bilmemek oranı gittikçe artıyor. O görkemli olayı eski, soluk fotoğraflara benzettik. Oysa Cumhuriyetimiz o mücadelenin ürünü ve kaçınılmaz sonucudur. Yeni devletin kuruluş felsefesini o mücadele belirlemiştir. Anadolu’nun aydınlanması, birliği ve yurttaşlık bilinci o büyük mücadeleyle başlamıştır. O dönem bilinmeden bugünü okuyamayız, yarını göremeyiz.
Millî mücadelenin emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşı olduğu anlatılmadığı için gençlerimiz başkalarının kurtuluş mücadelelerine imrendiler. Kendi tarihlerine, kendi kahramanlarına yabancılaştılar.” (**)
Sonuç olarak, her toplum kendi özüne yönelik sosyal ve kültürel değerlere sahiptir. Türk toplumu olarak bizim de tarihten gelen millî değerlerimiz vardır. Söz konusu bu değerler bir bakıma kırmızı çizgilerimizi de belirler. Örneğin, “millî duygu, millî düşünce, millî egemenlik, millî bağımsızlık, millî birlik ve beraberlik, çağdaşlaşma, yurtta barış dünyada barış, bilimsellik ve akılcılık, insan ve insanlık sevgisi” gibi.
Millî değerler eğitimle pekiştirilmez ise zamanla körelir ve sönerler. Toplumda yaşanan sosyal ekonomik ve hukuki travmalar, kutuplaşmalar zamanla millî değerleri olumsuz yönde etkiler.
Her şeyin temeli olan millî eğitim müfredatı, öncelikle bizi biz yapan, yukarda ifade edilen millî değerlerimizi pekiştirerek kendimize dönmek ve kendimizi doğru tanımakla, bilhassa yakın tarihimizi iyi bilmekle mümkündür.
Yetişecek çocuklarımız Türk milletinin mensubu olmakla iftihar etmelidir. Milletler yarışında ilerlemenin çağın bilim ve teknolojini yakalamanın ve öne geçmenin yolu budur. Demek ki, bize adı değil, müfredatı millî olan bir eğitim öğretim programı lazım. Bu hayati gerçeği Türk Milletinden kopmuş olanlar ve işbirlikçiler hariç bilmeyen yoktur. (*)
Türkiye’nin eğitimdeki temel meselesi insan kalitesini yükseltmektir. Nitelikli insan yetiştirmektir. Şayet bunu farkında değilseniz bir milim ilerleme kaydedemezsiniz. Sorunun asıl kaynağı, ülkedeki eğitim imkânlarından herkesin eşit şekilde yararlanamaması ve her yaşa hitap eden esneklikte olmamasıdır.
Diploma sadece ünvan kazandırır, değişen dünyaya hızla adapte olacak, yetenek kazandıran eğitim daha verimlidir. Bunun için beceri kazandıran eğitime odaklanmak kaçınılmazdır.
Türk millî eğitiminin temel gayesi ve eğitim-öğretimdeki parolası, Türk çocuklarına doğruluğu, dürüstlüğü, çalışkanlığı ve Türk kültürüne uygun olarak erdemli yaşamayı öğretmek olmalıdır.
Cumhuriyetin temel ilkelerinden vazgeçmemek, Türkiye’nin kalkınma ve gelişmesini sağlayacak nitelikli ve çağdaş bir millî eğitimi gerekli kılar. Nitelikli ve çağdaş millî eğitimin esası “anlama” ve “düşünmeye” dayanır.
KAYNAK:
(*)https://www.yenicaggazetesi.com/muhasebe-02-ocak-2021-407189h.htm
(**)ŞU ÇILGIN TÜRKLER- Turgut Özakman – Bilgi Yayınevi – Ekim 2008
- MİLLÎ EĞİTİMİMİZİN HÜZÜNLÜ GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ - 6 Nisan 2026
- YALNIZ KALMAK VE YALNIZLIK ÜZERİNE - 24 Mart 2026
- ORTADOĞU’DA VE TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELER - 6 Mart 2026
- “TÜRKLÜK” BİR ÇATI KAVRAMDIR - 26 Şubat 2026
- ORTAK RAPOR AÇIKLANDI - 19 Şubat 2026
- YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ TAMAM MI DEVAM MI? - 6 Ocak 2026
- 4 OCAK DİYARBAKIR MİTİNGİ - 31 Aralık 2025
- TERÖRSÜZ TÜRKİYE NASIL OLUR? - 15 Aralık 2025
- TARİH- HUKUK İLİŞKİSİ - 11 Aralık 2025
- BÖLÜCÜ ÖRGÜT ATEŞLE OYNAMAYA BAŞLADI - 4 Aralık 2025