Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Türkiye, 09 Ekim 2019 tarihinde Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Nehrinin doğusunda Barış Pınarı Harekâtını başlatmıştır. Harekatın, ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BM Güvenlik Konseyinin ilgili birçok kararı ve BM Sözleşmesi’nin 51’inci maddesinde yer alan ‘‘meşru müdafaa hakkı’’ çerçevesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edildiği resmi makamlar tarafından açıklanmıştır. Harekatta sadece teröristlerin ve teröristlere ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereçlerin hedef alındığı, özellikle vurgulanmıştır.

Harekatın öncesinde, en başından itibaren ortaya koyduğumuz Suriye politikalarında katılmadığım bir kısım hususlar olsa da harekatla birlikte artık bu bölgenin ülkemize tehdit oluşturan terörist unsurlardan temizlenmesini ve hiçbir askerimizin burnu kanamadan başarılı olunmasını temenni ediyorum. Bu harekât, uluslararası alanda birçok ülke tarafından olumsuz ve haksız tepkilerle karşılanmıştır. Harekatın öncesinde özellikle ABD’nin tutarsız ve kimi zaman tehditkâr tavırları, bizimle birçok alanda rekabet içinde bulunan bir kısım ülkeleri de cesaretlendiren bir duruma yol açmıştır. Özellikle Yunanistan, geleneksel hale gelen politik tavırlarıyla, bu konuyu kullanmaya başlamıştır. Bu durum, Ege ve Doğu Akdeniz’de kaygı yaratacak bir ortamın oluşup oluşmayacağı sorusunu da akıllara getirmektedir.

Ege ve Doğu Akdeniz’de meydana gelen son gelişmeler kapsamında artık sadece Yunanistan’dan kaynaklanabilecek bir tehdit olduğunu düşünmüyorum. Bu anlamda birçok batılı ülke, enerji odaklı politikaları nedeniyle bu bölgelere ait özel sorunlarla direkt olarak ilgilenmeye ve konum almaya başlamıştır. Ancak Yunanistan’ın hem komşumuz olması hem de bize karşı her fırsatı kullanmaya ve kendini kullandırmaya çalışması nedeniyle; öncelikle onun davranış biçiminin ele alınmasının uygun olacağı kanaatindeyim. Bu nedenle, harekatın başladığı 09 Ekim tarihinin çok az öncesine giderek incelemeye başlayalım.

Ekim ayı başında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı ziyaret, birçok yönden ilgi çekmiştir. Bu ziyarette taraflar, her iki ülke arasında 1990 yılında imzalanan Karşılıklı Savunma İş birliği Anlaşmasının (Mutual Defence Cooperation Agreement-MDCA) güncellenmesini öngören bir protokolü imzalamışlardır. Bu kapsamda, iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin artarak devam edeceği, karşılıklı yatırımların gerçekleştirileceği ve stratejik iş birliğinin güçlendirileceği ifade edilmiştir. Geçen yıl eylül ayında başlayan stratejik diyalog süreçleri, sonunda 20 yıl önce imzalanmış bir savunma iş birliği anlaşmasının güncellenmesiyle sonuçlanmış gözükmektedir. Açık kaynaklar dikkate alınarak askerî açıdan bakılmaya çalışıldığında, son 1 yıllık süreçte elle tutulur neticelerin; Dedeağaç’taki liman çalışmasının ve dinleme tesisi inşaatının devam etmesi, hizmet dışına çıkmış Kiowa helikopterlerinin devri ile Larissa merkezli MQ-9 silahsız Amerikan İHA’larının keşif gözetleme maksadıyla uçması olduğunu söyleyebiliriz. Bunun dışında öncelikle Doğu Ege Adalarında olmak üzere ABD’nin üs kurma, tesis inşaatı ya da asker bulundurma gibi faaliyetlerine ilişkin açık kaynaklara yansımış, şimdilik, kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

04 Ekim’de Yunan HS Elli (F-450) fırkateyni Semadirek Adası yakınında karaya oturup, Parmenion Tatbikatı iptal edilirken; 06 Ekim’de Atina’da iki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Nikos Dendias’ın, Balkan Savaşında Averof zırhlısının resmedildiği yağlı boya bir tablo önünde ülkemize karşı manidar mesajlar verme çabaları da ilginç bir ironi oluşturmuştur. Diğer yandan bu görüşmelerde Türkiye’nin Kuzey Suriye’de takındığı tavır da ele alınmıştır. Bu görüşmeler neticesinde Yunan tarafında bir memnuniyet havası hâkim oluşmuştur. Ancak ABD’nin, ülkemizin Suriye kuzeyinde yapacağı bir harekâtı desteklemeyeceğini ancak engel de olmayacağını açıklaması ve 09 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı, Yunanistan’da morallerin bozulmasına ve tam bir hayal kırıklığına neden olmuştur.

Yunanlılar açısından bir diğer moral bozucu unsur da İtalyan ENI şirketinin açıklamalarıdır. ENI, Kıbrıs adası çevresindeki çalıştıkları parsellere savaş gemilerinin gelmesi durumunda sondaj işlemlerini durduracaklarını belirtmiştir. Bütün bunlar olurken Türk sondaj gemileri de faaliyetlerine devam etmektedirler.

Ülkemizin 09 Ekim’de Fırat nehrinin doğusunda başlattığı Barış Pınarı Harekâtı devam ederken Ege ve Doğu Akdeniz’de bizleri, şimdilik, fiziki olarak sıkıntıya sokacak bir durum görülmemekle birlikte, ilerleyen zamanda; buralarda her an yaratılabilecek bir mizansene ya da bir provokasyona da çok hazırlıklı olmak gerekmektedir. Şu an itibarıyla Yunanistan, tarafımızca kabul edilemeyecek münhasır ekonomik bölge haritaları çizip yayımlasa da Doğu Akdeniz’de oyuna girmekte zorlanmaktadır. Buna askeri gücü elvermemektedir. ABD ve bir kısım Batılı ülkelerden destek arayışlarını sürdürmektedir. Fransa’dan 2 adet 4000 tonluk çok maksatlı Belharra sınıfı gemiyi donanmasına katmak üzere Fransız ve Yunan Savunma Bakanları arasında Ekim ayı başında Paris’te bir niyet mektubu imzalanmış olsa da teknik açıdan bir anlaşmaya varılabilmesi için epeyce bir zamana ihtiyaç duyulduğu, bizzat Yunanlı Bakan tarafından ifade edilmiştir.

Netice itibarıyla, yaşlı donanmasının modernizasyon ve yenileme ihtiyacının had safhaya ulaşması, Ege Denizi’nde savunma konularında ABD’ye artan bağımlılığı, ABD’nin beklentileri tatmin etmeyen tavırları ve GKRY ile aralarındaki savunma iş birliğinin havada kalmış olması ile Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı gibi hususlar, Yunanistan tarafında sinirlerin iyice gerilmesine sebep olmuştur. Doğu Akdeniz ve Suriye’nin tahterevallinin iki ucu olduğunu bilmektedirler.

Barış Pınarı Harekatının başlamasıyla birlikte, Yunanistan’ın uluslararası alanda harekatın meşruluğu tartışmaları üzerinden, kendisine bir avantaj sağlama yoluna gittiği görülmektedir. Harekatın batılı ülkeler üzerinde yarattığı etki ve olası sonuçlarına göre Yunanistan’ın aleyhimizde olabilecek bir kısım beklentilerin içine girdiği anlaşılmaktadır. Bir yandan harekât devam ederken, diğer yandan da bu beklentilerin nasıl bir şekil alabileceği elbette dikkatle izlenmelidir. Yunanistan, öncelikle başta ABD olmak üzere bir kısım batılı ülkeler tarafından Türkiye’ye birçok yönden yaptırım uygulanmasını beklemektedir. Almanya, Fransa, Norveç ve Finlandiya gibi ülkeler harekât nedeniyle Türkiye’ye silah satışlarını durdurduklarını açıklamışlardır. Ancak Almanya ve Fransa dışında diğer Avrupa ülkelerinin büyük bir çoğunluğundan zaten silah satın alınmamaktadır. İngiltere ise harekatın derhal durdurulmasını istemektedir. Tabi, en büyük ümitleri ise ABD tarafından gelmesi muhtemel yaptırımlar dizisidir.

Diğer yandan Yunanistan, Türkiye’nin IŞID’li teröristleri hedef alması durumunda, bu teröristlerin mültecilerin arasına karışarak Yunanistan’a ve Avrupa’ya sızma ihtimallerinin olduğunu ileri sürmekte ve bunu da bir karşı argüman olarak kullanmaya çalışmaktadır. Bu konu, şahsi düşüncem olarak ifade ediyorum, ülkemizle ilgili olası yalan haberler açısından en önemli malzemelerden biri olacak gibi görünmektedir. Konuyla ilgili olarak, öncelikle kendi ülkemizin güvenliği açısından hem gerçek anlamda hem de yalan haberlerin önüne geçilmesi kapsamında önlemlerin alınacağını düşünüyorum.

Ancak, Yunanistan kendine uygun sonuçları bekleyedursun, Ege’de bir kısım bölgelere yerleşme hevesi içinde olan ABD’nin güvenilmez tavırları karşısında, Yunanistan’da endişeler büyük oranda artmaya başlamıştır. Kuzey Ege’de Dedeağaç’a yerleşme süreci devam eden, Güney Ege’de Girit adası ve Yunan ana kıtasında bir kısım yerlerde konuşlanmış ve siyaseti öngörülemeyen ABD karşısında; Yunanlıların ileriki dönemde siyasi ve askerî açıdan bu bölgelerde tam kontrolü nasıl sağlayacakları meselesinin farklı bir problem olarak kendilerini beklediklerini düşünüyorum. Nitekim, Pompeo’nun ziyareti esnasında, Yunanistan’da bu kapsamda bir kısım protestolar yaşanmıştır.

Sonuç olarak, ABD’ye karşı şüpheler artsa da Yunan kamuoyunun bir kısmının, ABD’nin küresel politikalarını okumakta zorluk çektiğini değerlendiriyorum. Müttefikliğin fanatik ve sonsuz bir destek gibi algılanması ya da algılatılmaya çalışılması esasen Yunanistan’a zarar vermektedir. ABD içindeki Pentagon ağırlıklı şahin kesimin gözünde yıllara dayalı müttefikliğin hiçbir öneminin olmadığı ortadadır. Eğer öyle olsaydı; müttefiki Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde PKK/YPG terörist unsurlarına binlerce tır dolusu askeri silah, araç ve malzeme desteği sağlanmazdı. Harekâtı ve buna karşı Batının tutumunu fırsat bilip beklenti içine girmek; her zaman sonuç vermeyebilir. Netice itibarıyla Yunanistan’ın politik öngörüsüzlüğü, sonuç almasına ve zorlanmasına neden olmaktadır. Örneğin, Fransa kendisini desteklermiş gibi gözükse de Güney Kıbrıs’ta üs kurmanın eşiğinde olup, GKRY’deki geleneksel Yunan bağlılığına aslında bir darbe vurmuştur. Yunanistan’ın bu hastalıklı tavırları, yardım beklediği sözde müttefiklerinin her defasında ileride kendisine bir problem alanı yaratabilecek tuzakları da beraberinde getirmektedir. Diğer ülkelerle oluşturulan gaz forumlarının ipleri de ABD ve bir kısım Batı ülkelerinin elindedir. Sorunları karşılıklı hakkaniyet içinde müzakere yoluyla çözme iradesi gösteren komşusuna karşı Yunanistan’ın hesapsız dış politika girişimleri, barış pınarından bir bardak soğuk su içmek dışında hiçbir sonuç vermeyecek gibi gözükmektedir.

Görsel: https://www.theguardian.com/us-news/2019/oct/06/mike-pompeo-greece-revised-defense-deal

Kaynaklar:

http://www.alpkirikkanat.com/makale-detay/53/yunanistan-in-baris-pinarindan-beklentileri

http://www.ngazete.com/yunanistanin-baris-pinarindan-beklentileri-1010yy.htm