LINKEDIN
Share
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

NATO’NUN ORTADOĞU’DAKİ GELECEĞİ

NATO Genel Sekreteri’nin Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesinde-AFET (Savunma ve Güvenlik Alt Komitesi dahil) 21 Ocak Salı günü Yaptığı Konuşma[1] ve Önemi

Daha Önce Norveç’te İşçi Partisi liderliği, üç değişik bakanlık yapmış ve 10 yıl kadar da Başbakan olarak bulunmuş olan Genel Sekreter Jens Stoltenberg (1959) konuşmasında Avrupa Güvenlik perspektifinde öne çıkan konular ile ABD’nin Avrupa Güvenlik işbirliğine son bir yıl içinde yaptığı kimi olumsuz açıklamalarına “yanıt mahiyetinde” değerlendirmelerde bulunmuştur. Özetle:

  • NATO’nun varlığına ilişkin olarak AB-ABD güçlü bağının korunmasının büyük önem taşıdığı (ABD’ye yanıt[2])
  • ABD’nin söylenenin aksine Avrupa’ya ilgisinin azalmadığı (!), ABD kuvvetlerinin Avrupa’nın savunması hedefli Europe-Defender tatbikatına soğuk savaştan beri görülmemiş sayıda, 22 bin kişilik bir ABD’den getirdiği kuvvet ile katılmış olduğu,
  • NATO’nun karşılaştığı en büyük riskin terörizm ile mücadele olmaya devam edeceği (NATO Fight Against Terrorism),
  • ISIS-DAEŞ ile mücadelenin sürmesi gerektiği,
  • (NATOME) NATO’nun Ortadoğu’ya müdahalesi kapsamında çalışmaların sürdüğü ve bu aşamada ne yöne gideceğinin açıklayamayacağını; ancak kapasitesi olmasına rağmen NATO’nun doğrudan Ortadoğu’da terörist ile mücadele etmeyeceği, ancak bu mücadeleyi yapması gerekenlere, onlarla birlikte çalışarak, yetenek kazandıracak çalışmalar üstlenebileceği (Capacity Building), (ABD’ye yanıt[3])
  • Rusya- NATO ilişkilerinin iki kanaldan ilerlemesi gerektiği. Bu bağlamda;
    • NATO topraklarının Savunulması (Territorial Defence),
    • RF ile diyalog kanallarının açık tutulacağını. Diyaloğun “zayıflık olarak görülmemesi gerektiği” (ABD’ye yanıt-Post Ukraine[4])
    • Rusya ile Silahsızlanma Çalışmalarının (Arms Control) tekrar devamını önemli gördüklerini (ABD’ye yanıt-INF[5])
  • Önümüzdeki dönemde NATO’nun karşı karşıya kaldığı yükselmekte olan risk alanlarının şöyle olduğu:
    • Teknolojik sıçramalar ve bunlara ayak uydurmak mecburiyeti,
    • AI-Yapay Zeka,
    • Autonomous Weapons – Kendi kendine yönetilen silahlar (IHA, Drones, Pilotsuz Uçaklar, Personelsiz Gemiler),
    • Big Data– Bulut
  • Teknolojik sıçramalar önemli endüstriyel kapasite açığı yarattığı, NATO’nun State-of-Art teknolojik üstünlüğü için bu kapasite açığını kapaması gerekeceği;
  • Teknolojik üstünlükte ise Çin’in durumuna bakılması gerektiği, yükselişte olan Çin’in ikinci en büyük olmak yolunda bulunduğu; Çin’in bir yılda 18 büyük harp gemisini donanmasına kattığı ki bu büyüklüğün tüm İngiltere donanmasına eş değer olduğu, buna rağmen Çin ve Asya Pasifik alanının NATO ilgi alanı içinde bulunmadığını belirtmiştir.
  • Soru-Cevap periyodunda da ilginç sorular almıştır. Hepsi yanıtlanmamıştır. Üç söz alan konuşmacı ayrı ayrı perspektiften Türkiye’nin Batı karşıtı yönetimini sorgulamıştır. RF’ye yakın politika izlemesini, Suriye’de “re’sen güç kullanmış oluşunu (unilateral act of…), S-400 almakta oluşunu, Libya’ya askeri müdahalesini sorgulamıştır. Bunlar Komitenin önde gelenlerinin sorduklarıdır. Bir diğer soru da Libya’da (Batı eliyle yaratılan kaosun üstesinden nasıl gelineceğine dair olmuştur)
  • Stoltenberg usta bir siyasetçi (eski Başbakan) olarak zor soruları geçiştirmek becerisini göstermiştir. Açıkladığı iki husus dikkat çekmiştir:
    • Libya bir Avrupa işidir. Avrupa Birliği 2011 müdahalesine öncülük yapmıştır ve o zaman Başbakan olarak Fransız-İtalyan inisiyatifini desteklemiş olduğunu kabul etmiştir. Konu BM üzerinden NATO gündemine sonradan gelmiştir demiştir. Şu an için Almanya’nın liderlik ettiği Berlin inisiyatifinin hayata geçirilmesinin en önemli somut gelişme olacağını kabul etmiştir.
    • Türkiye ile ilgili olarak “yes, buttarzı bir kerhen anlatım ile; Doğu ve Güney doğu sınırlarından terörizm tehdidi ile doğrudan muhatap durumdaki Türkiye’nin en çok zarara maruz kalmış bir ittifak üyesi olduğu hatırlatmış, Türkiye müdahalesinden sonra Suriye’de gerginliğin ve çatışmaların da büyük ölçüde azaldığını not etmiştir.

SONUÇ: Soru cevap periyodunda gelen suallerin yoğun şekilde Türk Dış Politikasını ve müttefiklik ilişkisini sorgulamak üzere başlatılmış olmasından Türkiye’nin batı güvenlik sistemi içinde yer alması aleyhinde çanların çalıyor olduğu izlenebilmektedir. NATO’nun Türkiye’ye sağladığı imkanların ve düşük maliyetli savunma desteğinin farkında olmayan kimi yazı yazanların bu haberi tebessümle karşılayabileceklerini tahmin etmek zor değil elbette.  Bu kapsamda tüm güçlü devletlerin geçmişteki bir zaman içinde göz koymayı ihmal etmediği geniş Türk vatan topraklarının korunmasının  günümüzde de mevcut  risk ve tehditlere karşı güvenliğinin tek başına Türkiye tarafından sağlanmasının çok maliyetli bir uğraş olacağı, bu üstlenilecek maliyetin  ekonomik gelişmenin ve refah toplumu yaratmanın aleyhinde işleyeceği,  her zaman için de mümkün olamayabileceği; gerçek dışı bir ütopya görünümündeki Avrasya’da zaten mevcut da olmayan bir güvenlik yapısının parçası olma hayalinin ise bu somut riskleri ve buna eklenecek NATO üyesi devletlerin Türkiye’nin içinde olmadığı ve durduramayacağı bir ittifak halinde Türkiye’ye karşı hasmane hatta savaşa varan tehditlerinin de ciddiye alınması gerekeceğinin akıllarda tutulmalı gereklidir sanırım. (Konunun daha derin incelenmesine meraklı olanlar Cumhuriyet Gazetesinde “NATO Üyeliğinin Türkiye Güvenliğinde Önemi” başlığı ile 9 Mart 2019’da yayınlanan makalemi görebilirler).

Esenlikle. 28.1.2020

Dr. Deniz Kutluk, E. Tümamiral

 

 

Kaynaklar:

[1] On Tuesday, 21 January 2020, NATO Secretary General Mr. Jens Stoltenberg addressed the European Parliament Committee on Foreign Affairs (AFET) and Sub-Committee on Security and Defence (SEDE) in Brussels.

[2] Daha önce Trump Avrupalı NATO üyelerinin Savunma Harcama Oranlarını GDP’lerinin %2’sine yükseltmemiş olmalarından dolayı kınamış hatta aşağılamış (oysa bu oran Galler Zirvesine göre 2024’e kadar yapılmak üzere ittifakça hedeflenmişti), ABD kuvvetlerini NATO’dan çekmek ile tehdit etmiş bunun üzerine Kongre 2018 Aralık ayında Başkan Trump’ın bu tehdidinin hayata geçirilmesini engelleyici bir karar almıştı.

[3] İran’ın Kudüs Kuvvetleri Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra ve İran’ın füzelerle ABD’nin Irak hava üssünü vurması sonrasında Trump yaptığı bir açıklama ile artık Ortadoğu işlerine NATO’nun bakmasını talep edeceğini açıklamış idi. Bunun söylemek kadar kolayca yapılamayacağını GenSek’in açıkladığını anlıyoruz. NATO ve diğer katılımlı 81 ülkenin Irak’ta İşid Karşıtı Koalisyon olarak eğitim bağlamında ne yapmakta ise ona benzer bir yerel kuvvetlerin eğitilmesi, terör ile mücadeleye hazırlanması anlamında bir görev fonksiyonu için çalışılmakta olduğu anlaşılmaktadır. (NATO’nun terörle mücadele merkezlerinden birisi de Ankara’da oluşturulmuştur.)

[4] Soğuk Savaş bitiminden sonra Rusya Devlet Başkanı Yeltsin ile varılan anlaşma uyarınca NATO o zamandan beri Rusya Federasyonu’nu “Stratejik Ortak” olarak kabul etmektedir ve buna uygun 29+1 formatında askeri komite ve konsey toplantıları yapmaktadır. Bu süreç suni olarak çıkartıldığı anlaşılan Ukrayna -RF krizi ile sarsıntı geçirmiş ve ABD bu arada Rusya’ya karşı “hasmane” bir rol üstlenmesi için NATO’yu zorlamaktaydı.

[5] ABD’nin INF’den müttefiklerine danışmadan tek yönlü bir karar ile ayrılmasını zımni olarak kınayarak.