LINKEDIN
Share
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Tam bu yazıyı yazıyordum ki Silikon Vadisi’nden tanıdığım bir CEO’nun seçimler hakkındaki yorumunu okudum: “Silikon Vadisi Amerika’nın geri kalanından çok kopuk ve biz burada yaptığımız gelişmelerle, bir şekilde, onların işlerini kaybetmelerine de sebep oluyoruz ve nasıl hissettiklerini anlıyorum. Eğitimli insanlar için ekonomi çok iyileşti ama toplumun geri kalanı için değil. İhtiyacımız daha fazla eğitim ve bu teknoloji dünyasında ayakta kalabilmek.”

Aslında benzer durum Brexit’te de yaşanmıştı ve eğitimli insanların çoğu ayrılmak taraftarı değildi. Seçim sonrası Telegraph’da yayınlanan bir incelemede daha yaşlı, daha az eğitimli ve daha düşük nitelikli işlerde çalışanların ayrılmayı tercih etme olasılıklarının daha yüksek olduğu belirtilmişti.

Bir şekilde, beyaz yakalılarla mavi yakalıların kapışması fikri düşüyor akla.

Görünen o ki katma değer işgücünden fikri mülkiyete kaydıkça ve bunun ekonomik boyutları da toplumda büyük dengesizlikler yarattıkça, özellikle de bilim ve teknolojideki bu yeniliklere ayak uyduramayanlar, radikal kararları destekleyebilecek kadar tepkisel olabiliyorlar.

Amerika’daki yeni dönemde neler olur henüz tahmin etmek zor. H1B vizesine kısıtlar getirilir mi ki bu bilimsel ve teknolojik gelişmelerini yavaşlatır mı? Kaliforniya’dan ciddi sesler yükseliyor ve ihtimal düşük de olsa, ABD’den ayrılma noktasına gelirler mi? Bunları zaman içinde göreceğiz.

Günümüzdeki bilimsel ve teknolojik gelişmeler kolayca önü kesilebilecek türden değil. Akıllı makineler, seri üretim yerine kişiye özel üretim devri geldi/geliyor ve o veya bu şekilde, birileri lider olarak başı çekecek. Ardında ekonomik gücü kaybetme korkusu var, zira Çin ekonomik anlamda, ucuz işgücüne dayalı seri üretimle, sıkı bir rakip ve işgücü ucuz olmayan ülkeler, başta ABD ve Almanya olmak üzere, yeni bir devrimle başı çekip, pozisyonlarını korumak istiyor. Önceki sanayi devrimlerinde de başlangıçta zorluklar yaşandı, özellikle de işlerini kaybeden insanlar. Bir toplum içinde bile bu gelişmelerden uzak kalanlar/bunlara ayak uyduramayanlar mağdur oluyorlarsa, bundan on yıl sonrasının dünyasında, bugüne ayak uyduramayan devletlerin ne kadar yerleri/söz hakları olur?

Toplum olarak, teknolojiyi/yenilikleri seviyoruz ve bunlara çabuk adapte olabiliyoruz hatta gerekmese bile ciddi paralar harcayabiliyoruz bu alanda (sıkı tüketicisiyiz) ve eğer ki teknolojiyi üreten taraf olabilirsek, pazar sorunu yaşamayız. Özellikle girişimcilik alanında teşvikler arttı ve gençler de bu konuda yeterince bilgilendiriliyor, kaldı ki gençler çok da fazla ilgi gösteriyorlar girişimciliğe. Elbette, sadece fikir üretebilmek yeterli olmuyor çünkü bunun finansmanı ciddi bir sorun ama benim asıl odaklandığım, teknik donanım kısmı; bunun yeterli olduğundan/olacağından emin değilim. Bu konuya, sonrasında, biraz daha değineceğim. Ülkemizde, iş gücü ne çok ucuz ne de çok pahalı ve bu da, bütün bu gelişmelere kendimize has bir yaklaşım geliştirmek zorunluğunu doğuruyor. Bunu avantaja çevirebilmeliyiz. Gelişmeler yüzünden işinden olacak pek çok kişi olacaktır ama daha şimdiden bir planlama/yönlendirme yapılabilirse büyük bir sorunla karşılaşmayız. Örneğin, hizmet sektörümüz, özellikle de turizm (her türlüsünden) geliştirilip istihdam artırılabilir. Ek olarak, yeni gelişmeler, yeni sektörler ortaya çıkaracaktır fakat büyük olasılıkla, daha nitelikli iş gücüne ihtiyaç olacak tarzda.

Üniversitelerin bu bağlamdaki önemini vurgulamadan, ilk etapta şunu belirteyim ki önce üniversitelerimizi etkin kılmadan, buralarda dünyanın sonraki on-yirmi yılına ayak uydurabilecek kadrolar yetiştirmeden ve bilimsel ve teknolojik üretkenliğimizi/rekabet gücümüzü artırmadan geleceğe ayak uydurmamız zorlaşacak. Sanayi devrimi ile işini kaybedenlere, önümüzdeki dönemde “akıllı” dünyaya ayak uyduramayan mühendisler ve diğer eğitimliler de katılacak. İşte bu yüzden, sadece girişimciliğe vurgu yapmayı yeterli bulmuyorum ve çok sağlam bir teknik donanımın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Geleceğin işlerinde, özellikle teknik olanlarında, lisans diploması bile yeterli olmayabilecek. Örneğin, ABD şirketlerinde istihdamın %30’unu doktora yapmışlar oluşturuyor. Bu durum yeni ürünlerin, süreçlerin, pazarların ve problemlerin karmaşıklığının doğurduğu doğal bir sonuç. Uzmanlaşmaya her zamankinden fazla ihtiyaç olacak ve belki de tek alanda uzmanlaşmak bile yeterli olmayacak. Bu noktada, verdikleri eğitim (lisans ve lisansüstü) ve yaptıkları bilimsel çalışmalar çerçevesinde, üniversitelerin kalitelerinin artırılması hayati. Örneğin, özellikle teknik alanlardaki öğrencilerin algoritmik yaklaşım, algoritma geliştirebilme ve program yazabilme yeteneklerinin kesinlikle geliştirilmesi gerekiyor. Temel bilimlere daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Gelecekte ihtiyaç duyulacak yeni bölümlerin ivedilikle yaygınlaştırılması gerekiyor ki madde bilimi bu anlamda önem taşıyor. Gelecekte daha da önemli olacak araştırma alanları da zaten herkesçe biliniyor. Ama en önemlisi de, bütün bunların başarılabilmesi için, akademik kadroların işlerinin ehilleri olmaları gerekiyor. Örneğin, kopyalanmış tezlerle alınan doktoralar ve benzeri şekilde yayımlanmış makaleler, hak edilmekten ziyade tanıdıklar/aidiyetler vasıtasıyla alınmış unvanlar vb. gibi durumların, geleceğimizde, sadece, istisnai olması gerekiyor. İlk etapta akademide bunu sağlayabilmenin, çağımızdaki gelişmelere ayak uydurabilmenin olmazsa olmazı olduğunu vurgulamak gerekiyor.