Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

Artık varlığı ve çözüm zorunluğunun herkesin malumu olduğu “beyin göçü” sorunu… Kaybolan milli servetimiz, beyinlerimiz!

Beyin göçü gerçeğini kapsamlı bir şekilde ele alan, sebeplerini ve sonuçlarını detaylandırıp, bu ülkede hangi eksikliklerin giderilmesinin/iyileştirilmesinin bu göçün önüne geçebileceğini tartışan güzel çalışmalar mevcut. Konunun ilgilisi, internet üzerinden bu çalışmalara ulaşabileceği gibi daha önce bu enstitüde yayınlanmış “Beyin Göçü Sorunu” isimli makaleden de oldukça faydalı bilgiler alabilir.

Sorunu biliyoruz, çözmek istiyoruz ama kim bu beyinler, biliyor muyuz? Bunu özellikle vurgulamak gerekli zira çözüme giden yol yine bu beyinler hakkında elde edilecek bilgiden geçiyor.

Artık insan kelimesini kullanmalı çünkü soruyoruz kim bu insanlar, ne yaparlar oralarda, nasıl işlerde çalışırlar, ne öğrenirler, ne üretirler, ne yer/ne içerler, neden dönerler veya neden dönmezler.

Ben o insanlardanım, çoğu arkadaşım gibi ve sizin çocuklarınız belki onlardan, çoğu tanıdığınızınki gibi.

Genellikle iyi üniversitelerden mezun olmuşlardır, daha iyi bir yerde eğitimlerine devam etmek isterler ve akademik kariyer için yurtdışı tecrübesinin avantaj olacağını düşünürler çünkü planladıkları doktora sonrası yurda dönüp bir üniversitede çalışmaktır. Beynim göç etsin demezler. Sonrasında, oradaki imkânları görüp orada çalışmaya devam edenler olduğu gibi dönmek isteyip de bu ülkede akademik pozisyonların da sandıkları kadar kolay olmadığını fark edip dönemeyenler olur. Bir kısmı bu yüzden hep ikilemdedir; “Biz de aslında düşünüyoruz dönelim mi diye” derler her konuşmada, yıllar geçse bile ama karar veremezler çünkü beyinler göçmüştür sadece, kalpler değil, ne yazık ki o kalp de bir gelecek vaat edemez. Oradaki iş imkânı yüzünden dönmeyenlerden bazıları da o kadar donanımlıdırlar ki sorsanız “Türkiye’ye dönecek misin?” diye şunu duyarsınız “Dönüp ne iş yapacağım, daha telefon üretemiyoruz.” Elbette dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinde, aynı zamanda telefon üreticisi, ARGE’de çalışıp işi özgürce araştırma yapmak olan, hatta bu şirketin işine yarar mı, nerede kullanır diye bile düşünmeden (o kısmı başkalarının işi) birine ne cevap verilir ki haklısından başka.

Neler görüp öğrenmezler ki orada… Bilgi ve teknoloji kısmı bunun belki en bilineni ama belki de en önemsizi. Daha doktora yıllarında başlarlar öğrenmeye kurallar nasıl da istisnasız işlermiş bir ülkede, insanlar nasıl da saygı duyarmış kurallara ve en önemlisi, sırada nasıl beklenirmiş orada öğrenirler. Bilirler artık “şu evraklar gerekli” dendiğinde onlar gereklidir, sen sana düşeni yaparsın, eksiksiz teslim edersin onlar da kendi üzerlerine düşeni yaparlar ve kolaylıkla hallolur her şey (“şimdilik şunları teslim et, başka gerekli bir şey olursa biz haber ederiz” çınlar kulaklarda.) Kopya çekmeyen öğrenciler gerçeğine şahitlik ederler, insanların ne kadar çalışkan olduklarına, işlerini ciddiye aldıklarına ama en önemlisi nasıl yüksek bir iş ahlakına sahip olduklarına şahitlik ederler, sadece şahitlik etmezler, onlardan öğrenir ve onlara benzerler. Bu apayrı bir konudur aslında ve üzerinde çokça konuşulması gerekir çünkü ülkemizde iş ahlakı, etik kurallar daha yolun başındadır. Fakat şu var ki yurtdışından bu kazanımlarla dönen insanların faydası sadece bilim ve teknoloji ile sınırlı değildir hatta ondan çok daha ötedir.

Görüp tecrübe ettikleri iş hayatında da devam eder. Aradıkları özelliklere uygunsalar, şirketler bulur onları hatta ve beraber çalışmak istiyorlarsa da her şart altında bunu yapmanın yollarını ararlar. Mülakat için bütün rezervasyonları yaptırırlar ve saygıyla karşılarlar. Mülakat sonrası, rezervasyonda yaşanan küçük bir aksiliği telafi etmek için bir sepet çikolata ve abur cuburla uğurlarlar. Gereksiz hiçbir işleme maruz bırakmazlar ve onların en etkin şeklide çalışmaları için ellerinden geleni yaparlar. Samimiyet ve güven üzerine kurulu bir çalışma ortamının ne kadar etkin olduğunu öğrenirler. Bu ortam sayesinde insanın işini ne kadar da severek ve can-ı gönülden yapacağını ve sonuçta da herkesin kazanacağını görürler (Dinlenmiş hikâyelerden parçalar gezinir zihinlerde: işyeri dedikoduları, birbirinin ayağını kaydırmak, çirkeflik, vakit kayıpları, savsaklamak… İki dünya arasında gidilip gelinir.) Ne önemliymiş “Uğraştım ama çözemedim” denildiğinde bir patronun “Sorun değil, sana güveniyorum” demesi. “Şu işi ne zaman bitirebilirsin” sorusuna “En iyi ihtimal iki haftada” denildiğinde patronun “Her zaman terslik olur, kural 1,5 ile çarp – üç hafta diyoruz o zaman” demesi, ne önemliymiş. İnsanların, ister çalışan olsun ister patron, birbirini suiistimal etmemesi. Buna benzer başka pek çok şeyi öğrenir ve tecrübe ederler orada.

Belki söylenecek çok şey daha var ama işte biz bu insanlardan bahsediyoruz beyin göçü derken ve şimdi asıl mesele ne yapılabilir? Uzun vadede bu göç nasıl engellenir ya da buna ortam yaratan hangi koşulların düzeltilmesi gerekir iyi kötü belli ama o kadar zaman geçene kadar bekleyecek miyiz? Evet, bazı çalışmalar yapılıyor gerçi sonuçları ne kadar etkili oldu, bu konuda bir ölçüm yapıldı mı bilmiyorum ama yeterli olduklarını da düşünmüyorum. Örneğin, bir süredir bu ülkeden önemli kurum ve kuruluşların Silikon Vadisi’ni ziyaret ettiklerini, öğrencilerle ve oradaki Türk yatırımcılarla görüştüklerini biliyorum, en sonuncusu birkaç hafta önceydi ve birkaç ay öncesindekine katılım gerçekten üst düzey yöneticiler düzeyindeydi. Bunların yapılıyor olması çok önemli ve doğru ve hatta daha da yaygınlaşması gerekli.

Şu aşamada neler yapılmalı ya da daha başka neler yapılmalı/yapılabilir diye soracaksak, ben yine en başta bahsettiğim konuya dönmek istiyorum; ne biliyoruz? Bilmemiz lazım yoksa parçalarını bilemediğimiz problemi çözemeyiz.

Veri toplamak lazım: Kaba sayılarla kaç kişinin beyin göçü ile gittiğini bilmek çözüme fayda getirmiyor, kaliteli veriye ihtiyacımız var. Kimler gitmiş, uzmanlık alanı ne, eğitimi sonrası kariyerine akademide mi devam etmiş yoksa özel sektörde mi yoksa girişimci mi olmuş, dönenler şu anda ne yapıyor, ailevi durumları ne? Bütün bu verilerin o veya bu şekilde toplanması lazım. Örneğin, aile durumu dönme kararında önemli bir etken zira çocukları orada okula başlamış ve yerleşik hayat geçmiş kişilerin dönmesi daha zor.

Yeni gidenleri takip lazım: Hangi alanda uzmanlaşıyorlar ve ne zaman mezun olacaklar? Mezuniyet aşamasında ya da ondan kısa bir süre sonra buradaki uygun pozisyonlar hakkında bilgilendirilen hatta kendilerine teklif götürülen öğrencilerin dönme ihtimali çok daha fazla.

İletişim lazım: İzin esasına dayalı olarak, bu bilgilerin özel sektörle de paylaşılması faydalı olur. Bu sayede hem kamuda, hem akademide ve hem de özel sektörde ihtiyaca cevap verebilecek insanlar ve bu ülkedeki yeni potansiyel çalışma alanları buluşabilir.

Yeni kadrolar lazım: Özellikle akademi, birçok kişi için, cazip bir alan fakat akademinin gençleştirilmesi gerekir ki bu, ülkenin bilimsel açılımına da katkı sağlayacaktır. Gerçekten çok yaşlanmış ve artık bilime de fazla katkısı olmayan akademisyenlerin emekli olmasına yardımcı olup (dünya o kadar hızlı değişiyor ki artık yeni bakış açıları lazım) kadroları yeni kanla doldurmak lazım. Bunun için, örneğin, bilim adamlarının emeklilik şartlarında iyileştirilmeye gidilebilir.

Yeni iş imkânları lazım: Özellikle bu ülke Sanayi 4 hamlesi yapacaksa, doğru bir yol haritası belirlemek zorunda. Bilimsel ve teknolojik hangi alanlara yatırım yapacak/destek verecek, hangi araştırma laboratuvarlarını kuracak/destekleyecek, kimlere ihtiyacı olacak, ne kadar fon ayıracak, akademiden ne bekleyecek? İşte tam da bu noktada beyin göçünü hatırlaması gerek zira bu ikisini birleştirip aynı anda ele alabilirse iki boyutlu bir kazanım elde eder. Sanayi 4 için kime ihtiyaç var sorusunun cevabı daha önce bahsettiğim “kaliteli veri toplama” sayesinde hem çözüm bulur hem de tersine göçü teşvik eder ve doğru insanlara ulaşmayı kolaylaştırır.

Son söz olarak da göç tersine çevrilse bile, bu tür insanların etkin bir biçimde kullanılabilmesi ve kendi potansiyellerini ortaya çıkarabilmesi için yönetimsel anlamda da değişikliklerin gerekliliği üzerinde durulması gerektiğini vurgulayalım.